Ben Kimim?
Ben Didem Hoca.
Hayatım boyunca öğrenmenin yalnızca bilgi edinmek değil, insanın kendisine ve dünyaya bakışını değiştiren bir yolculuk olduğuna inandım.
Bugün geriye dönüp baktığımda eğitimlerimin, sanatla kurduğum ilişkinin, yıllar içinde yaptığım farklı işlerin ve karşılaştığım insanların beni hep aynı sorunun çevresinde dolaştırdığını görüyorum:
İnsan kendisini nasıl daha iyi tanır ve içindekini başka bir insana nasıl aktarır?
Belki de Bütünsel İfade Becerileri Atölyesi'nin hikâyesi tam olarak bu merakla başladı.
Akademik yolculuğum Marmara Üniversitesi Sermaye Piyasası Bölümü'nde başladı. Aynı bölümde yüksek lisansımı tamamladım. İlk bakışta bugün yaptığım işten oldukça farklı görünen bu alan bana analitik düşünmeyi, bilgiyi yapılandırmayı ve karmaşık olanı anlaşılır hâle getirmeyi öğretti.
Ama insanı yalnızca sayılar, sistemler ve yapılar üzerinden anlamak bana hiçbir zaman yeterli gelmedi.
Merakım zamanla insanın kendisine, davranışlarına, toplumla kurduğu ilişkiye ve yaşadığı dünyanın onu nasıl şekillendirdiğine doğru genişledi. Bu nedenle bugün Anadolu Üniversitesi'nde Sosyoloji lisans eğitimime, Sakarya Üniversitesi'nde ise Önleyici Rehberlik yüksek lisans programına devam ediyorum.
Benim için yeniden öğrenci olmak, geriye dönmek değil.
Tam tersine, yıllar geçtikçe merak edilecek şeylerin çoğaldığını kabul etmek.
Sanat bana başka bir dil öğretti.
Hayatımın önemli bir bölümünde sanat hep vardı.
Yaklaşık 14 yıldır tiyatro yazarlığı, yönetmenlik ve oyunculuk yapıyorum. Bir metni yazarken insanın iç dünyasına, yönetirken ilişkilerine, sahneye çıktığımda ise sesine, bedenine, nefesine ve duygusuna başka bir yerden bakmayı öğrendim.
Tiyatro bana bir düşüncenin yalnızca sözcüklerle aktarılmadığını gösterdi.
Bazen bir duruş, bir nefes, bir sessizlik ya da tek bir bakış söylenen cümleden çok daha fazlasını anlatabiliyor.
Sanat tarihi üzerine aldığım eğitimler de sanatla kurduğum bu ilişkiyi besledi. Bir esere yalnızca "güzel" ya da "etkileyici" diye bakmak yerine onun ortaya çıktığı zamanı, insanı, toplumu ve düşünce dünyasını merak etmeyi öğrendim.
Bugün sanatın eğitimlerimde bu kadar önemli bir yer tutmasının nedenlerinden biri de bu.
Çünkü sanat benim için yalnızca kültürel bir birikim değil; insanı anlamanın ve insanın kendisini anlamasının yollarından biri.
Yirmi yılı aşkın süredir eğitim veriyorum.
Eğitmenlik hayatımda 20 yılı aşkın bir deneyim biriktirdim.
Bu yıllar bana belki de hiçbir kitabın tek başına öğretemeyeceği bir şeyi gösterdi:
Herkes aynı şekilde öğrenmiyor.
Bir kişide işe yarayan yöntem, başka biri için doğru olmayabiliyor. Kimi deneyerek, kimi konuşarak, kimi yazarak, kimi gözlemleyerek, kimi ise önce güvenli bir alan bulduğunda öğrenmeye başlıyor.
Bu nedenle zaman içinde "öğretmek" kelimesiyle kurduğum ilişki de değişti.
Bugün eğitmenliği, karşımdaki kişiye hazır cevaplar vermekten çok; onun kendi cevabını bulabileceği doğru soruları, araçları ve çalışma alanını oluşturmak olarak görüyorum.
Ses ve söz de bu yolculuğun önemli parçalarından biri oldu.
Diksiyon alanında aldığım eğitimleri Diksiyon Eğitmenliği Sertifikası ile ileri taşıdım.
Ama ses ve konuşma üzerine çalıştıkça ifade meselesinin yalnızca doğru telaffuz, artikülasyon ya da güzel konuşmayla açıklanamayacağını daha güçlü biçimde görmeye başladım.
Çünkü bir insan konuşurken yalnızca kelimeleri konuşmuyor.
Bedeni de konuşuyor.
Nefesi de konuşuyor.
Düşünme biçimi de konuşuyor.
Duyguları da konuşuyor.
Ve belki en önemlisi, karşısındaki insanla kurduğu ilişki de o ifadenin bir parçası oluyor.
İşte "bütünsel" kelimesi benim için tam burada anlam kazandı.
Bütün parçalar zamanla birbirine bağlandı.
Bugün baktığımda sermaye piyasaları, sosyoloji, önleyici rehberlik, tiyatro, sanat tarihi, diksiyon ve yirmi yılı aşan eğitmenlik deneyimimin birbirinden kopuk yollar olmadığını görüyorum.
Her biri insana başka bir pencereden bakmayı öğretti.
Biri düşünceyi yapılandırmayı,
biri toplumu görmeyi,
biri insanın ihtiyaçlarını fark etmeyi,
biri bedeni ve duyguyu,
biri sanatı okumayı,
biri sesi ve sözü,
biri de bütün bunları başka bir insana aktarabilmenin sorumluluğunu...
Bütünsel İfade Becerileri Atölyesi de yıllar boyunca biriken bu yolların kesiştiği yerde doğdu.
Bugün çalışmalarımda ses, nefes, beden, düşünce, duygu, dinleme, topluluk önünde konuşma, profesyonel sunum teknikleri, dışavurumcu yazı ve sanat çalışmalarını aynı çatı altında buluşturabilmemin nedeni de bu.
Çünkü insanı parçalara ayırmadan çalışmak istiyorum.
Hâlâ öğrenciyim.
Belki kendimle ilgili en çok önemsediğim şeylerden biri de bu.
Yirmi yılı aşkın süredir eğitim veriyor olmama rağmen öğrenme yolculuğumun tamamlandığını düşünmüyorum.
Bugün hâlâ üniversiteye gidiyor, yüksek lisans yapıyor, okuyor, araştırıyor, sanatla karşılaşıyor ve bildiklerimi yeniden sorguluyorum.
Çünkü iyi bir eğitmenin yalnızca anlatan değil, öğrenmeye devam eden biri olması gerektiğine inanıyorum.
Bütünsel İfade Becerileri Atölyesi'nde öğrencilerime de tam olarak böyle bir alan açmaya çalışıyorum.
Daha kusursuz görünmeleri için değil.
Kendi seslerini biraz daha iyi duymaları, düşüncelerini berraklaştırmaları, duygularını tanımaları, bedenlerini fark etmeleri ve başka insanlarla daha sahici bir bağ kurabilmeleri için.
Bugün hâlâ aynı şeyi merak ediyorum:
Bir insan kendisini gerçekten tanımaya başladığında, kendisini ifade etme biçimi nasıl değişir?
Bu atölye benim bu soruya verdiğim tamamlanmış bir cevap değil.
Bu sorunun peşinden gitmek için açtığım bir alan.
Ve ben de bu yolun içinde öğrenmeye, merak etmeye ve öğrencilerimle birlikte dönüşmeye devam ediyorum.
Sevgilerimle,
Didem Hoca

